Dünyanın yarısı karanlığa gömülecek

Yazan: SunGate Tarih: Tem 6th, 2009 | Kategori:: Genel

22 Temmuz’u bekleyin

Çin, Hindistan, Güney ve Doğu Asya, Japonya, Endonezya’nın kuzeyi ve Filipinler’de 258 kilometre genişliğindeki hat üzerinde 22 Temmuzda meydana gelecek güneş tutulması sırasında, dünyanın gündüzü dolunay karanlığındaki akşama dönüşecek.

AA muhabirinin, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nden aldığı bilgiye göre, 2009 yılının ikinci ve son güneş tutulması, Asya’nın doğusu, Endonezya ve Pasifik Okyanusun’dan parçalı tutulma olarak izlenebilecek.

Tam tutulma, ayın gölgesinin Türkiye saati ile 03.53′de Hindistan’da Khambhat Körfezi’ne düşmesiyle başlayacak. Gölge 3 saat 28 dakika süreyle, 15 bin 200 kilometre yol kat ederek, 07.18′de dünyayı terk edecek. Tutulmanın hiç bir evresi, Türkiye’den izlenemeyecek.

Ayın gölgesi, 05.35′de Güney Pasifik Okyanusu üzerindeyken, tam tutulmanın, 6 dakika 39 saniye ile en uzun sürdüğü an gerçekleşecek.

-GÜNEŞ BİR YILDA EN AZ 2 KEZ TUTULUYOR-

İÜ Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Esenoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, güneş tutulmasının yılda en az 2 kez meydana geldiğini söyledi.

Bazı yıllarda ise 4 güneş tutulması-3 ay tutulması veya 5 güneş tutulması-2 ay tutulmasının oluştuğunu anlatan Esenoğlu, bazı yıllarda ise hiç bir ay tutulmasının gerçekleşmediğini belirtti.

Bu yılın ikinci ve sonuncu güneş tutulmasının, 22 Temmuz 2009 tarihinde gerçekleşeceğini hatırlatan Esenoğlu, Hindistan, Güney ve Doğu Asya, Japonya, Endonezya’nın kuzeyi ve Filipinler’de gözlemlenebilecek olan tutulmanın geniş yüz ölçümüne sahip Çin’den iyi şartlarda görülebileceğini dile getirdi.

Tam güneş tutulmasının, Pasifik Okyanusu’ndan da izlenebileceğini ifade eden Esenoğlu, 258 kilometre genişliğindeki hattın geçtiği yerleşimlerden tam tutulmanın izlenebileceğini, hattın dışında kalan bölgelerde ise uzaklığı oranınca parçalı güneş tutulması şeklinde gözlemlenebileceğini söyledi.

-EN UZUN GÜNEŞ TACI-

Yıllara göre tam tutulma anının dakika mertebesinde değişebildiğine dikkati çeken Esenoğlu, bu yılki 6 dakika 39 saniye ile en uzun güneş tacının izlenebileceğini vurguladı.

Bu süre içinde, dünyanın gündüzünün dolunay karanlığındaki akşama dönüşeceğini ifade eden Esenoğlu, ”Bu geniş ölçekli ani kararma nedeniyle, güneş tutulmasından haberi olmayan hayvan ve bazı bitki türlerinde alışık olunmayan biyolojik-bünyesel-yapısal değişimler olabilir” dedi.

”Bu tutulmanın en önemli özelliği, en fazla sürede taç tabakasının bilimsel amaçlı gözleminin yapılmasına izin veriyor olmasıdır. 6 dakika 39 saniye, arka arkaya en fazla miktarda ve pozda gözlem verisi alınmasına olanak veriyor” diyen Esenoğlu, Türkiye’den Elazığ ve Tokat-Turhal’dan izlenen 1999 yılındaki tam güneş tutulmasının sadece 2 dakika 15 saniye sürdüğünü hatırlattı. Esenoğlu, bu kısa sürede bilimsel verilerin zor da olsa alındığını belirtti.

Yr. Doç. Dr. Hasan Esenoğlu, 2006′da Antalya’dan izlenen tam güneş tutulmasının ise 3 dakika 40 saniye sürdüğünü anımsattı.

-”GÜNEŞE ÇIPLAK GÖZLE BAKMAYIN”-

Esenoğlu, tutulmanın olduğu bölgelerde bulunan insanların, güneşe doğrudan çıplak gözle bakmaması gerektiğini ifade ederek, ”Güneşe bakarken, güneş filtresi ya da güneş gözlüğü kullanılmalı. Sürekli değil kısa aralıklarla bakılmalı” dedi.

Uzun süreli deprem ve tutulma verileri üzerinden akla gelebilecek her şeyin denenerek yapıldığı analizlerin, tutulmalarla depremler arasında istatistik bir ilişkinin var olduğunu vermediğini vurgulayan Esenoğlu, yine de yeni veriler eklenerek bu işlemlerin sürdürüldüğünü kaydetti.


Facebook kullanıcıları dikkat, MySpace, Twitter, Linkedin, Xing, Windows Live Spaces kullanıcıları dikkat

Yazan: SunGate Tarih: Tem 4th, 2009 | Kategori:: Genel

Facebook, MySpace, Twitter, Linkedin, Xing, Windows Live Spaces kullanıcıları dikkat…!

Facebook kullananların dikkatine !
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oldukça popüler olan sosyal ağ sitelerinin kullanıcı sayısı her geçen gün artıyor.

Evde, işyerinde, internet kafede, okulda, kısacası internetin olduğu her ortamda birçok kişi vaktinin önemli bir kısmını Facebook’ta profil güncelleyerek, sağa sola kendisi ile ilgili video veya resim linklerini göndererek geçiriyor.

Çoğumuz, sanal ortamda daha çok sosyalleşmek adına arkadaş listemizi kabartmakla uğraşırken farkına varmadan tüm kişisel bilgilerimizi kendi elimizle herkesin kolaylıkla ulaşabileceği bir ortamda pervasızca sergiliyoruz. Kişilerin cinsiyeti, doğum tarihi, siyasi ve dinî görüşü, eğitim durumu, resimleri, videoları, akraba ve arkadaş bağlantıları, çalıştığı işyerleri gibi birçok özel bilgilerini kaydeden bu siteler sayesinde siber suçlu veya gizli servis elemanları, normalde yıllarca uğraşıp ele geçirebilecekleri bilgilere bir tıkla oturdukları yerden kolayca ulaşabiliyor.

Artık günümüzde pek çok şirketin insan kaynakları birimi, eleman alımı yaparken CV’deki şahsî bilgiler ve referansların dışında sosyal ağlardaki o kişi ile ilgili bilgileri de inceliyor. CV’niz çok parlak görünse bile, bu sitelere eklediğiniz laubali bir fotoğrafınız, mesajınız veya yorumlarınız yüzünden başvuru yaptığınız şirketteki işe alınmayabilir veya çalışmakta olduğunuz işyerinizdeki patronunuz tarafından kovulabilirsiniz. Kısacası sosyal ağları bilinçsizce kullandığınız vakit istikbalinizi kendi ellerinizle karartabilirsiniz.

Çocuklarınız da sosyal ağ sitelerini güvenli kullansın

Sosyal ağ sitelerine üye olmada tavsiye edilen yaş 13 ve üzeridir. Çocuğunuz daha küçük ise bu siteleri kullanmalarına izin vermeyin.

Çocuğunuzun kullanmayı planladığı siteyi araştırın ve gizlilik politikalarını dikkatlice okuyun. Kullandığı sayfaları aralıklarla kontrol edin.

Çocuklarınızın mümkünse takma isim kullanmalarını tavsiye edin. Ayrıca arkadaşlarının tam isimlerini de sitede yazmamalarını söyleyin.

Sitedeki profilinde özel bilgilerini doldurmadığından emin olun.

Çocuğunuza fotoğrafların pek çok kişisel bilgiyi ortaya çıkarabileceğini açıklayın. Kendilerinin veya arkadaşlarının, adresleri, araç plakaları, kıyafetlerindeki okul isimleri gibi bilgilerin gözüktüğü resimleri yüklememeleri konusunda uyarın.

Sosyal ağ sitelerinde onları rahatsız eden mesajlar olursa mutlaka size söylemesini tembihleyin.

Çocuğunuz belirlediğiniz bu kurallara uymazsa sayfanın silinmesini sağlayın.

En yakın arkadaşınızdan bile gelen mesajların içindeki linklere gözünüz kapalı tıklamayın. İlgili linki internet tarayıcınızdaki adres alanına kopyalayarak ya da elle yazarak bağlanın. Siber suçlular, Facebook gibi sosyal ağların başlangıç sayfalarını taklit ederek kullanıcıların şifrelerini ele geçiriyor.

E-posta adresinizi ve profilinizi herkese açmayın. Siber suçlular sahte kimliklerle oluşturdukları sayfalarda kullanıcı profili toplayıp, bu kişileri spam, reklam ve virüs bombardımanına tutuyorlar.

Facebook kullananıyorsanız…

Facebook, MySpace, Twitter, Linkedin, Xing, Windows Live Spaces gibi sosyal ağları kullanıyorsanız aşağıdaki tavsiyeleri mutlaka okuyun:

İlk kez Facebook’a giriş yaptığınızda profilinizdeki başlangıç ayarlarında herkes arkadaşlarınızın listesini görebilir durumdadır. Sadece arkadaşlarınızın bu listeyi görmesini işaretleyin.

Size gönderilen bağlantı adreslerine tıklamadan önce kimden geldiğine ve hangi adrese yönlendirildiğine dikkat edin. Tanımadığınız kişilerden gelen mesajlara cevap vermeyin. Çünkü Facebook’ta bir kişiye mesaj gönderdiğiniz anda profiliniz o kişiye kısıtlı olarak 1 aylığına açılır. Dolayısıyla size ait fotoğraf ve dokümanları ele geçirebilir.

Kimlik hırsızları sizinle ilgili bilgi edinmek için sahte hesaplar açarak sosyal ağları kullanır. Arkadaş seçimi yaparken dikkatli olun. Sizinle arkadaş olmak isteyen kişilerin kim olduğunu bilmiyorsanız arkadaş listenize eklemeyin.

Sosyal ağlarda yazdıklarınızın tamamı bir yerde kaydedildiğinden bu verilere hiç beklemediğiniz zamanlarda erişilebileceğini unutmayın. Yazacağınız her şeyin kalıcı olduğunu hiçbir zaman unutmayın. Hesabınızı silebilmeniz mümkün olsa dahi, internetteki herhangi biri bilgileri yazıcıdan kâğıt ortamına taşıyabilir veya bilgisayarına kaydedebilir.

Sosyal ağlarda politik görüş veya hissiyatlarınızı kesinlikle paylaşmayın.

Son zamanlarda sosyal ağlar içerisinde gelen video linklerinin çoğunu izlemek için codec gerekiyor. Google sayfasında bulunan rastgele codec yüklendiği zaman bilgisayarınıza virüs veya casus yazılımlar bulaşabiliyor. Bu yüzden codec programlarını üretici firma sitelerinin kendi sayfalarından indirin.

Bir kişiyi arkadaş olarak eklerken, kesinlikle arkadaşlık detayı belirtmeyin. Bu, bilgisayar korsanları açısından bulunmaz bir nimettir.

Fotoğraflarınızı yüklerken albümün herkese açık özelliğini kapatın, sadece arkadaşlarınıza açık hale getirin. Bu sayede art niyetli kişilerin fotoğraflarınızı kopyalamasının önüne geçebilirsiniz.

Doğum tarihinizi tam olarak yazmayın. İlla yazmak istiyorsanız sadece yılını yazın.

Mail adresinizi gizleyin. Çalıştığınız ve yaşadığınız yerin adresini tam olarak yazmayın.

Özel yazışmalarınızı herkesin görebileceği sayfalarda değil, sadece sizin, şifreyle ulaşabileceğiniz sayfalarda yapın.

Sosyal ağlarda önüne geleni arkadaş listenize eklemeyin. İleride arkadaş listenize göz attığınızda sonra “Bu kimdi yahu?” diye kara kara düşünmeye başlarsınız.

Facebook’ta her önünüze gelen Facebook uygulamasını yüklemeyin. Çünkü birçok uygulama casus yazılım gibi çalışarak şifrelerinizi ele geçirebiliyor.

Kaynak:ZAMAN


İşçi ve Bağ-Kur emeklilerine zam

Yazan: SunGate Tarih: Tem 4th, 2009 | Kategori:: Genel

İşçi ve Bağ-Kur emeklilerine zamİşçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarına 6 aylık enflasyon doğrultusunda bu ay zam yapılacak. İşte yeni maaşalar…
04 Temmuz 2009 Cumartesi, 12:51
İşçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarına 6 aylık enflasyon doğrultusunda bu ay yüzde 1,83 zam yapılacak. Zamla birlikte en düşük işçi emeklisi aylığı yaklaşık 11 TL artışla 632 TL, en düşük Bağ-Kur emekli aylığı yaklaşık 5 TL artışla 310 TL olacak.

Yılın ilk yarısındaki enflasyon oranının açıklanmasıyla işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarına bu ay yapılacak zam oranı da belli oldu.

Buna göre, işçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarına, yılın ilk yarısında ortaya çıkan yüzde 1,83′lük enflasyon oranında zam yapılacak.

Artışla birlikte en düşük işçi emeklisi aylığı 11,36 TL artışla 621,24 TL’den 632,60 TL’ye yükselecek. Bağ-Kur emeklilerinde ise en düşük aylık 5,57 TL’lik artışla 304,79 TL’den 310,36 TL’ye çıkacak.

Emekli aylıklarında Ocak ve Temmuz ayında yapılan düzenlemeler ve bu düzenlemeler sonrasında ortaya çıkan emekli aylık miktarları şöyle:

SSK BAĞ-KUR BAĞ-KUR EMEKLİ SANDIĞI

(Esnaf) (Tarım)

—— ——- ——- ————–

Ocak 2009 621,24 459,94 304,79 788,30

Temmuz 2009 632,60 468,35 310,36 823,77

Artış 11,36 8,41 5,57 35,47

”ÖZ EVLAT, ÜVEY EVLAT MUAMELESİ YAPILMAKTA”

Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED) Başkanı Kazım Ergün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, işçi ve Bağ-Kur emeklilerine, yılbaşında yüzde 3,84 zam yapıldığını anımsattı.

Emekli aylıklarına bu aydan itibaren yapılacak yüzde 1,83′lük zamla işçi ve Bağ-Kur emeklilerine yapılan yıllık kümülatif zammın yüzde 5,74 olduğuna işaret eden Ergün, ”İşçi ve Bağ-Kur emeklilerine yıllık 5,74 zam yapılırken, memur emeklilerine yılbaşında yüzde 4 ve Temmuzda yüzde 4,5 olmak üzere yıllık kümülatif yüzde 8,68 zam yapıldı. Emekliler arasındaki bu ayrımcılık işçi emeklilerini ve Bağ-Kur emeklilerini ciddi şekilde endişelendirmektedir” dedi.

İşçi emeklilerinin taban aylıklarındaki 11,36 TL’lik artışın günlük 37 kuruşa karşılık geldiğine işaret eden Ergün, bu parayla bir simit bile alınamadığını söyledi.

Bir aylık artış miktarıyla sadece 600 gram et alınabileceğini ifade eden Ergün, şöyle konuştu:

”Yetkililerimiz bu artışla hayatta kalmamızı beklemektedir. Bu ciddi bir problemdir. Emeklinin hali ortadadır ama kimse bu sorunu çözmeye, emeklinin mağduriyetini gidermeye çalışmamaktadır. Yüzdeli artışlara karşı olduğumuzu yıllardır ifade etmemize rağmen bu sistemin uygulanmasında ısrar edilmektedir. Yapılmayan intibaklar nedeniyle emekliler arasındaki eşitsizlik giderek artmaktadır.

Sosyal güvenlikte tek çatı adı altında kurulan sistem eşitlik yönünden de iflas etmiştir. Memur emeklilerine yıl içerisinde kümülatif olarak yüzde 8,68 zam yapılırken; işçi ve Bağ-Kur emeklilerine sadece yüzde 5,74 zam yapılmıştır. Yani bazı emeklilere ayrı muamele yapılmıştır. O zaman bunun tek çatılı bir sistem olduğunu söyleyenler artık bu ifadeyi kullanmamalıdırlar. Tek çatı ne yazık ki ortadan kalkmıştır. Emekliler arasında öz evlat, üvey evlat muamelesi yapılmaktadır. Bu sakıncalı bir ayrımcılıktır ve ciddi sorunları beraberinde getirecektir.”

MEMUR EMEKLİLERİYLE FARK AÇILIYOR

Kazım Ergün, Ocak 2009′da en düşük işçi emeklisi aylığının 621,24 TL, en düşük esnaf Bağ-Kur emeklisi aylığının 459,94 TL, en düşük memur emekli aylığının da 788,30 TL olduğunu söyledi.

İşçi ve memur emeklilerinin taban aylıkları arasındaki farkın Ocak 2009′da 167,06 TL, Bağ-Kur ve memur emeklilerinin taban aylıkları arasındaki farkın 295,83 TL olduğuna dikkati çeken Ergün, bu aydan itibaren yapılan zamlarla işçi ve memur emeklileri arasındaki farkın 191,17 TL’ye, Bağ-Kur ve memur emeklilerinin taban aylıkları arasındaki farkın 355,42 TL’ye çıktığını belirtti.

Emekli aylıkları arasındaki eşitsizliğin, işçi Bağ-Kur emeklileri aleyhine hızla arttığını vurgulayan Ergün, şöyle konuştu:

”Yani işçi ve Bağ-Kur emeklilerine adeta üvey evlat muamelesi yapılmaktadır. Hükümetimize sesleniyor ve diyoruz ki; bizler bu ülkenin üvey evlatları değiliz. Aynı pazarda, aynı markette, aynı tüketim maddelerini, aynı fiyatlara alıyoruz. Ama emekliler arasında ciddi bir eşitsizlik oluşuyor. İşçi ve Bağ-Kur emeklilerimizin yaklaşık yüzde 90′ı açlık sınırının altında aylık alıyor. Üstelik işsiz kalan evlatlarımıza ve hatta onların da ailelerine bakmaya çalışıyoruz. Ama artık boğuluyoruz. Nefes alamayacak duruma geldik. Alışveriş çekleri bizim için bir umut olmuşken adeta boş bir balon olarak patladı. Dayanacak takatimiz kalmadı. Büyüklere biraz saygı gösterilmesini ve hak ettiğimiz insanca yaşamı istiyoruz. Üvey evlat muamelesi görmek istemiyoruz.

Öncelikle emekli aylıklarımızda düzenleme getirecek olan ve hakkımız olan intibak yasamızı istiyoruz. Daha sonra da yıllık zamlarımızı düzenleyen 5510 sayılı kanunun ilgili maddesinde yeni bir değerlendirme yapılmasını ve adil bir ücret zammı sistemi getirilmesini istiyoruz. Bizler, bu ülkenin imarına ve kalkınmasına emeği geçen, vergi ve primleriyle yüksek oranlarda katkı yapmış yaşlı insanlar olarak hakkımız olanın teslim edildiğini son nefesimizi vermeden önce görmek istiyoruz.”

AA


Grand Theft Auto: San Andreas

Yazan: SunGate Tarih: Mar 24th, 2008 | Kategori:: Genel

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, nasıl zevkler ve renkler konusunda yapılan tartışmaların sonu yoksa, GTA: San Andreas’ı da anlatmanın bir sonu yok. Elimden geldiğince çok şeye değinerek, belki de tarihin en mükemmel oyunu olan “GTA: SA”yı size anlatmaya çalışacağım. Bakalım bunu başarabilecek miyim…
Biliyorsunuz, GTA serisinin en önemli özelliği, kendi türünü yaratan bir oyun olmasıdır. Oyunun türü sorulduğunda düşünürsünüz, düşünürsünüz ve şunu söylersiniz: GTA türü. Hiçbir türe sığmayan, hiçbir tanıma uymayan ve oyunculara sınır tanımaksızın oyun keyfi yaşatan bir oyundur GTA… Çok mu şiirsel oldu? O zaman bulduğum gerizekâlı bir espriyi yapayım da bu moddan çıkalım: Görünen o ki Sabancı Holding oyun piyasasına da el atmış… GTA “SA”.
GTA serisinin  zirve yaptığı oyun, Vice City idi. Şimdi ise daha önceki oyunun geçtiği Vice City’nin 4 katı büyüklüğündeki  San Andreas’ta maceralarımıza devam ediyoruz. Bu kez, Carl Johnson olarak… Bu yazıda ne oyunun karakterlerinden, ne oyunun geçtiği yerlerden ne de silahlardan söz edeceğim. Bütün bu bilgileri gtatr.com isimli sitemizden fazlasıyla alabilirsiniz. Sadece şunu hatırlatayım, oyun koca bir eyaleti paylaşamayan sokak çetelerinin mücadelelerini konu alıyor. Biz de CJ(Carl Johnson) olarak bu çetelerden birine üyeyiz: Grove Street Families. Oyunu iki türlü oynayabilirsiniz.
Bir, bütün görevleri yapmak için bir taraflarınızı yırtarak; iki, bir tarafınızı yayıp şehri dolaşarak… Oyunu iki türde de uzuun uzun oynamanızı, oyundan iyice bıkmanızı -tabii bıkabilirseniz- tavsiye ederim. Unutmayın ki, bir dahaki oyunun çıkması için daha çok beklememiz gerekiyor. Hâtta hile kullanarak bile oynayın! Öyle bile çok zevkli olabiliyor… Eğer hemen oyunun görevlerine dalmak istiyorsanız, sizi çok çok zorlu görevlerin beklediğini bilin. Öyle ki, çok kolay olacağını düşündüğünüz görevler bile sizi günlerce -hâtta bazılarının dediğine göre aylarca- kasabilir. Mesela “araba hoplatmaca” adını verdiğim görev! Ben o görevi değil ama yine herkesin çok uzun süre üstünde çalıştığı “dans etme ve DJ’in arabasını çalma” görevini ilk oynayışta geçtim. E tabii bazı görevler yetenek istiyor ehuehue… Neyse görevlerden bahsetmek yerine şunu söyleyeyim, görevler gerçekten acayip zor. Hele bir de “müzik kitabı kaçırma” gibi bir görev var ki… O ne afettir, o ne afettir… Neyse görevlerden bahsetmeyeceğim demiştim. Oyunu boş boş oynamayı tercih ederseniz ise, eminim ki en çok ilgi göstereceğiniz şey oyuna ustalıkla yerleştirilmiş olan ek görevler, ondan sonra da kızlar olacaktır. Ek görevlerden biraz bahsetmek gerekirse, yeni bir paragrafa geçmek gerekir…
Üstteki paragraf arkadaşımda da söylediğim gibi, oyuna ustalıkla yerleştirilmiş ek görevleri oynayıp paranıza para katabilir, hâtta para havuzunda bile yüzebilirsiniz. Ek görevlerin neler olduğunu sorarsanız, “Say say bitmez!” derim. Ya da vazgeçtim biter, o zaman sayalım… Bir, taksicilik. Anladığınız üzere taksicilik yapıyorsunuz işte.. İnanın, taksicilik görevi, şu anda piyasada bulunan tüm taksi oyunlarına taş çıkarır cinsten. İki, ambulansçılık. “Ambulansçılık” gibi bir kelime kullandığıma inanamıyorum! Ehuehue küçüken her oynadığımız oyunun arkasına “çılık” takardık. “Çocuklar ne oynuyorsunuz bakayım?” “Futbolculuuuk.” Ehuehue “Futbol oynuyoruz.” desenize “futbolculuk” ne demek! Neyse işte bu görevde de ambulans kullanıyor ve haritada belirtilen yerlere gidip gelerek bağlı olduğunuz hastanenize hasta taşıyorsunuz. Üç, polislik. Polisçilik değil. Yine anladığınız gibi, polis oluyorsunuz ve suçlularla, daha doğrusu San Andreas’taki çete üyeleriyle uğraşıyorsunuz. Böylece bir taşta iki kuş vurmuş oluyorsunuz. CJ de rakip çete üyeleriyle uğraşmak zorundaydı zaten… Ve diğer bir ek görev de, ehm ehm… Ben en iyisi size tanımını ve bu işi nasıl yaptığınızı söyleyeyim, işin adını siz çıkarın yoksa kötü kelimeler  kullanmak zorunda kalacağım. Efendim ilk olarak, üstü açık gösterişli arabanızı alıyorsunuz. Sonra, arabaya kızlarınızdan birini bindiriyorsunuz ve kızı, kızı sipariş eden adama götürüyorsunuz. Sonra kızlarınızdan başka birini alıp, başka bir adama götürüyorsunuz ve bu işten çok iyi para kırıyorsunuz. E anlayın artık size ne deniyor…
Şu ana kadar gördüğüm en geniş içerikli oyununun “GTA: San Andreas” olduğunu daha önce de söylemiştim. Söylememişsem de şimdi söylüyorum, “GTA:SA” şu ana kadar gördüğüm ve oynadığım en geniş içerikli oyun. Öyle ki, oyun içinde yönlendirdiğimiz Carl Johnson yani CJ yani “Sicey”in herşeyiyle bizzat kendimiz ilgileniyoruz. “The Sims” desem herhalde ne demek istediğimi anlarsınız. Cj’in formu, dövmeleri, kıyafetleri, malı-mülkü hâtta cinsel ilişkileri bile bizden soruluyor. Adımız “Veli” oluyor yani. Yok, CJ’in velisi oluyoruz. İkisi de ya da… Eyaletimiz San Andreas’ta ki iş yerlerine veya marketlere giderek, CJ’e istediğinizi yapıyorsunuz. Berbere gidip CJ’i dazlak yapabilir, ya da Mekke’den yeni dönmüş hâli vererek sakallı yapabilirsiniz. Mağazalara giderek CJ’i çıplak bırakabilir, ona şalvar giydirebilir ya da onu doğru düzgün giydirerek karizmanızı yükseltebilirsiniz. Yine çeşitli yerlerde bulunan dövmecilere giderek, CJ’in vücudunu delik teşik edebilirsiniz. Reklam yapar gibi oldum, olsun devam edelim. Ayrıca, CJ’e şehrin değişik yerlerinde ev alabilir ve böylece oyunu daha sık kaydedebilirsiniz. Şehrimiz çok geniş olduğu için paranıza biraz kıyıp her bölgeden bir ev alsanız iyi olur, yoksa çook başarınızı kaydedemeden kaybedersiniz. Ve şimdi gelelim maydonozun faydalarınaaaa… Maydanozun faydası şu, CJ’in formunu korursunuz. Nasıl mankenlerin veya futbolcuların formlarını korumalarını gerekiyorsa, siz de karakteriniz CJ’in formunu korumak zorundasınız. Peki bunu nasıl yapacaksınız? Cevabı gtatr.com sitemizde yer alan “Selülitli GTA’ya Son!” isimli haberde bulabilirsiniz. Böylece yazar arkadaşım Cem’in reklamını da yapmış oldum ehuehue.
Ve oyunun ses-müzik-grafik değerlendirmesine geçmeden önce değineceğim başka birşey: CJ’in cinsel hayatı… Nedense, ki benim de öyle, GTA hayranlarının en çok ilgilendiği konu bu.. Yahu kardeşim gidim “Playboy:The Mansion” oynayın! Ya da ne bileyim “Singles” oynayın! Gidin Posta gazetesindeki Haydar Dümen’in köşesini okuyun! Öğrenin bakalım kızlık zarınız hâlâ sağlam mı… “Ehuehue” ekleyeyim de sapık demesinler… CJ’in cinsel hayatını düşünmek gerekirse; ilk olarak yapmanız gereken şey CJ’e iyi bakmanız ve ona mümkün olduğunca seksi kıyafetler giydirmeniz. Zaten ondan sonra bütün kızlar üstünüze koşmaya başlıyorlar. Eğer arabadaysanız, size “Biraz hoş vakit geçirmek ister misin tatlım?” diyorlar. Siz de tabii fırsatı kaçırmıyorsunuz ve hemen “y” tuşuna basarak bu teklifi kâbul ediyorsunuz. Sizi gidi sizi… Eğer istemezseniz “n” tuşuna basıyorsunuz. Şu ana kadar hiç basmadığım için CJ’in ne bahane üretip ilişkiden kaçtığını bilemeyeceğim. “Başım ağrıyor!” falan diyordur herhalde ehuehue. Her neyse, “y” tuşuna bastığınız takdirde kız arabanıza biniyor, ve daha sonra kamera arabanın altını göstermeye başlıyor. Araba sallanıyor, daha şiddetli sallanıyor, ve en sonunda iş bitiyor. İş bitince kız arabadan iniyor. Biraz olsun “cin” olan arkadaşlarımız eminim bu işi üstü açık arabayla yapmayı denemiştir. Ben denedim, ve inanılmaz bir hatayla karşılaştım: Kız arabaya biniyor ve CJ’in yanına oturuyor. Sonra araba biraz sallanıyor ve iş bitiyor. Valla küçükken anneme “Annee! Ben nasıl oldum?” dediğimde “Babanla ben dans ettik, oldun.” gibi saçma cevaplar alırdım ama hiç “Yanyana oturduk, sen oldun.” gibi bir cevapla karşılaşmamıştım. Vay canına… Karşı cinsle olan ilişkileriniz illa ki “cinsel” olacak diye bir şart yok! Bazı görevlerden sonra -mesela yanan evden kız çkarma gibi- sahip olacağınız kız arkadaşlarınızla randevulaşabilir, onu bara-yemeğe-gezmeye götürebilir ve onunla mutlu dakikalar geçirebilirsiniz. Benim gibi kızı daha ilk buluşmada öpmeye çalışıp onu yemeğe çöp kamyonuyla -bkz gtatr.com “Gamerbug’dan çok özel resimler!” haberi- götürürseniz, hemen şutlanırsınız. Ama işleri iyi yapar, onunla romantizmin doruklarında birkaç gece geçirebilirseniz, kızı iyi tavlarsınız. Ama yine de birşey yapamazsınız ehuehue. Kızla birşey yapmak için “Hot Coffee Modu”nu bilgisayarınıza indirmelisiniz. İşte o zaman dananın kuyruğu kopar. Programı indirebileceğiniz sitenin ismini vermeme gerek yok herhalde ehuehue. Hâtta birkez daha ehuehue.
Peki hiç mi olumsuz yönü yok bu oyunun? Var tabii… Eee hatasız kul olmazmış. Gâvur da olsa kul işte. O da hata yapacak ehuehue. Valla ben bazı mantık hataları ve karakterlerin bazı saçma hareketleri dışında bir hata göremedim. Belki de vardır ama oyun beni mest ettiği için görememişimdir. Mantık hatalarından biri hakkında demin konuştum. Ayrıca etrafta hep aynı tipteki karakterlerin dolaşması da çok saçma birşey. Çok şey mi istiyorum ne …
Heleşükür grafik-ses-müzik değerlendirmesine geçebildim! Ne? Değerlendirecek birşey yok mu? Herşey mükemmel mi? İyi siz öyle d,yorsanız öyle olsun… Ama yine de ben kısaca bir değerlendireyim. Oyunumuzun grafikleri neredeyse mükemmel. “Neredeyse” fazla olmuş, onu çıkarın. Sadece videolarda birkaç yerde karakterler köşeleniyor, onun dışında grafiklere kimsenin söz söyleyebileceğini zannetmiyorum. Seslerin ve seslendirmenin ne kadar mükemmel olduğunu da şu kanıtlıyor: Tüm karakterlerin seslendirmesi ayrı bir Hollywood çalışanı tarafından yapıldı. Bu çalışanlar çaycı, kapıcı falan değil, resmen bazı filmlerde rol almış oyuncular. gtatr.com daki “karakterler” bölümünden hepsini öğrenebileceğinizi söylemeyeceğim, yakında kusacaksınız çünkü. Müzik konusunda ise Rockstar Games büyük bir yaratıcılık örneği gösterdi ve oyuna müzik koymadı. Hemen telaşlanmayın! Oyunda müzik yok, fakat arabaya bindiğiniz zaman tam 11 radyo istasyonunu dinleyebiliyorsunuz! Bunun ne kadar harika birşey olduğunu söylememe gerek yok herhalde… Eğer radyoların şarkı arşivlerini merak ediyorsanız size göstereceğim adres: www.gtatr.com . Aaa Necati kustu bile! Ehehe…
Son olarak, “Grand Theft Auto: San Andreas” isimli oyunun harika olduğunu ve onu almak zorunda olduğunuzu söylüyorum,  huzurlarınızdan çekiliyorum. Buraya yazmadığım daha çook bilgi var: www.gtatr.com . Ehuehe. Dur bu az oldu. Eheueheueeheuehuheeheheheheheh.


Üzülürsün…

Yazan: SunGate Tarih: Mar 23rd, 2008 | Kategori:: Genel


Edison 505 a 5 kanallı amfi Ve JBL 1202 D subwoofer

Yazan: SunGate Tarih: Mar 18th, 2008 | Kategori:: Genel

 

yaklaşık 5 aydır ewde kullandıgım amfi ve bası satıyorum ewde kullandıgım için ne bir cizik nede bir sorun vardır.fiyat 400 ytl.

KraLtuning Site Yöneticisi Tarafından Satılmaktadır _CAPKIN_

msn ufuk@kraltuning.com


En Güzel Sms Sözler

Yazan: SunGate Tarih: Mar 18th, 2008 | Kategori:: Genel

Korkum Sevmek Değil; Korkum Sevipte Ayrılmak… Korkum Kurşun Yemek Değil; Kalleşçe Vurulmak… Korkum Ölüm Değil; Senin Tarafından Unutulmak…

Dönmeyeceksin biliyorum, tutmayacaksın ellerimden öpmeyeceksin dudaklarımdan sevmiceksin beni deli gibi, vurmayacaksın kalbine zinciri benden başkasınıda alacaksın sevgilim……!

Sev öyle sev ki kalmasın sende gurur, Gurur’un başladığı yerde sevgi son bulur

Karanlık gecede önemli değildir yıldızları görmek,gündüzleri görebilmek marifet, sevmek önemli değil, yıllarca vazgeçememek marifet!

Bir yolcu uğurladım yaşlı gözlerle arkasından bağırdım git güle güle o an dudaklarından döneceğim tüm gücümle haykırdım bekleyeceğim

Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, bağrına taş basarsın acılar diner, aldırma giden gitsin yangınlar söner, sakın arkana bakma, çünkü babalar önde gider.

Niye ağlıyorsun dediler, sevdim dedim. Niye üzülüyorsun dediler, gönül verdim dedim. Elin kızı için değermi dediler, meğerse değmezmiş..

Sen sevda ırmağı, gittin ele aktın, sen dünyamı yıktın. Vefasız Aşkım…

Sen bu mesajı okurken ben ileti raporunu almış, çok uzaklarda olmuş olucam. Döncem ben ssana ;)

Değer verdiğin insan sana Değer vermiyorsa, bırak kendi değeriyle kalsın

UNUTMA!! nasıl sensizliği ben yaratmadımsa, tadacağın bensizlikte benim eserim olmayacak..

Sahte gülüşünle beni aldattın.. Cinsiyetin kadın senden ne beklenir.. Bana mı? Asla maddiyata taptın Kendini mi? Asla şehvetini sattın Sen öyle bir mikropsun ki, cemiyete zarar kellen yok gövden neye yarar, kulaklarımda hala o civelek sesin itiraf et kahpe değil ya nesin!!!

Yüreğimde müebbet aşkın emaneti.Gönlüm kırgın ve yaralı. Seni unuttum sanma bu gönül hala sana sevdalı ama bu yürek seni aramayacak kadar delikanlı..

Aşk kadınların kalbinde, erkeklerin cebinde gezer.

Sen bilirsin her gün birinin hayaliyle yaşamayı aldatılmanın acısını sevdiğinin başkasının olmasını senin yerine başkasına AŞKIM demesini sen ne bilirsin sevgilim deli gibi sevmesini…

Gönül penceresini açık bıraktım kimi camını kırdı kimi çerçevesini .

Birgün hayatin bütün güzelliklerinden vazgeçip ölüme sessiz sedasiz gitmek istersen, yanima gel ki sana sensiz yasamanin, sensiz olmanın ölüm oldugunu göstereyim…

Hayatta Dört Yanlis yaptim; Dogmak,Yasamak,Büyümek ve Umutlara Sarilmak, Bir Tek Seyi Dogru Yaptim O da SENI SEVMEK Ama Unutmusum Güzelim Dört Yanlis Bir Dogruyu Götürdü….

TATLI BIRI VARDI SEVILMEYE DEGER GUZEL BIRI VARDI, GORULMEYE DEGER, IYI DOSTLAR VARDI OZLEMEYE DEGER. AMA BIRI VARDI KI CAN VERMEYE DEGER TABII KI ANLARSA EGER!

DUN CICEKCININ ONUNDE BIR GUL GORDUM, DUNYANIN EN GUZEL GULU BENIM DIYE HAYKIRIYORDU.O GULU ALDIM, AMA EN GUZEL GUL OLDUGU ICIN DEGIL…SENI GORUP UTANSIN DIYE!…

SEVMEZ OLSAYDIM SENI O YALANCI GOZLERINI, SEVMEZ OLSAYDIM SENI O IPEK SACLARINI TUTMAZ OLSAYDIM O PAMUK ELLERINI. INANMASAYDIM O YALANCI GOZLERINE!

Yağmur, mutluluğuma gölge düşürmek için yağıyorsun aldırmıyorum. Niyetin beni ıslatmaksa ben zaten ağlıyorum..

Bir serçeydim sürüden ayrılmış, gökyüzünde kaybolmuş, o ise bir kartalmış avlanmaya çıkmış gelmiş bula bula beni bulmuş.

Seni sevdiğim kadar, güneşi sevseydim, güneş bile halime acır akşamları batmazdı.

Bir davetiye verdiler bugun elime, okuda gör dediler seni seveni. Okudum ağladım, inanamadim.. Senindi o davetiye, benim ismim yerine baska isim yazılmış, altina bekliyoruz diye imza atılmış, üstüne bekliyoruz diye Kalp kazılmış, DAYANAMAM gelirsem ben o düğüne.. Gözyaşlarım benden olsun sana hediye..!!!!

Keşke sen ben olsan ve doyasıya sevmenin ne kadar zor olduğunu anlasan, keşke ben sen olsam ve böylesine sevilmenin tadını çıkarsam.

Aşkımız için kan dökmemi istiyorsan sana dünyanın şah damarını keserim illede senin kanın olacak diyorsan mühim değil ben seni toprakta da severim.

Ben seni öküz gibi sevmiştim. Ama sen beni öküz yerine bile koymadın.

Benim kalbimi kırmak suya yazı yazmaya benzer, kırılan kalbimi düzeltmek gece doğan güneşe benzer. Sen o suya yazı yazmayı başardın şmdi güneşin doğmasını bekle…

Hayatta hiçbirşey ağlamaya değmez. Değen zaten ağlatmaz. Ağlarken başını dik tut ki gözyaşların seni ağlatan kadar alçaltmasın

Keşke yanlızlığım kadar yanımda olsan, yanlızlığımla paylaştıklarımı seninle paylaşsam, keske senin adın yanlızlık olsa ve ben hep yanlız olsam…

Bir insana gereginden çok deger verirsen o insanı kaybedersin!!!!!!!!

İnsanların en kötü yüzünü gördüğünde onlardan birisi oduğunu hiç düşündün mü? Peki ruhsuz bir insanın aslında soğuk bir yılandan farksız olduğunu görünce için rahatlıyormu? Eğer öyle ise şanslısın ama bunu göremiyorsan; o yılanın deliğinden çıkıpta sana gülümsemesini bekleyen bir tırtıl gibisindir. Aslında gerçek şu; “O YILAN ÖMÜR BOYU SÜRÜNMEYE MAHKUMDUR AMA SEN BİRGÜN KANATLANIP MUTLULUĞA UÇACAK BİR KELEBEK” ve gerçek mutluluk bu sadece…

Nasıl sensizliği ben yaratmadımsa bir gün yaşayacağın bensizlik benim eserim olmayacak.

Birgün gururunu yenip bana geri dönmek istersen sakın dönme. Çünkü senin gururunun bittiği yerde benim gururum başlar..

Bir gece ay bana sordu. NEDEN seni ağlatan biriyle berabersin. Aya baktım ve dedimki sen hiç gökyüzünden vazgeçebilirmisin…

Alsalarda şu yaşla dolu gözlerimi yerlerinden. Çalsalarda haberim olmadan seni kalbimden. Eğer unutacaksa bu can çıkmasın bedenimden. Ölürsem söyleyin mezarıma gelmesin o sevmeyi bilmeyen.

Sana o kadar kırgınım ki, seni bin parçaya bölsem yetmez. Ama kaybolacak bir parçanada gönlüm elvermez…

Bütün insanları sevebilirdim, sevmeye senden başlamasaydım.

Yürüdüğün yollardan geçebilirsin bir daha fakat anılardan,ASLA!

Bunca acıyı çekmez hiç kimse ve bunca ölümden kolay dönülmez bu kadar sevmeyince..

Öyle kolay değil benden kurtulman, hesabım bitmedi daha seninle, öcümü almazsam haram yaşamak, hesabım bitmedi daha seninle.

Dünyanı tersine döndüreceğim, senide canından bezdireceğim, yaktığın ateşi söndüreceğim ,hesabım bitmedi daha seninle.

Bugün yeni bir meyhane keşfettim mezarlığın tam karşısında beni ararda bulamassan ya meyhanedeyim ya da tam karşısında.

Seven Ben Sevilen Sen Ağlayan Ben Ağlatan Yine Sen.!!!

Bir zamanlar ardından bakar ağlardım şimdi dönüp ardıma bile bakmam. Bir zamanlar uğruna dünyaları yakardım şimdi şerefsizim kibrit bile çakmam!!


Hep Seni Bekledim Ama Sen Gelmedin

Yazan: SunGate Tarih: Mar 18th, 2008 | Kategori:: Genel


Egzoz manifoldu nedir?

Yazan: SunGate Tarih: Mar 17th, 2008 | Kategori:: Genel

Motorun yanma odasında patlayan yakıt ve hava karışımı, dışarıya egzoz gazı olarak çıkar. Bu çıkış ne kadar rahat gerçekleşirse, motor o kadar performanslı çalışır. Bu arada egzoz sesi de biraz artar. Otomobil üreticileri egzoz sistemin!, hem ses izolasyonu hem de performansı bir arada sunabilmek amacıyla geliştirirler.

Performans sağlayan egzoz sistemlerindeyse çıkışlar daha da rahatlatılarak egzoz gazının dışarıya çok daha kolay atılması sağlanır. Egzoz sisteminin tüm parçaları, çeşitli firmalar tarafından üretiliyor. Bu parçaların basında gelen son susturucu ve egzoz manifoldu (headers), otomobilin performansını en çok etkileyen parçalar.

Headers, yanma odasında oluşan gazın dışarıya daha rahat ve düzenli çıkabilmesini sağlar. Her silindirden ayrı ayrı çıkan atık gazlar, headers sayesinde bir düzene girer ve bunların oluşturduğu negatif basınç gücün daha da artabilmesini sağlar

Headers takıldığı takdirde, otomobilin orijinal egzoz sisteminin de komple değiştirilmesi gerekir. Bu şekilde otomobilin motor yapışı ve hacmine göre yüzde 5 ile 10 arasında güç artışı sağlanabilir. Egzoz sisteminde çok fazla değişiklik yapmak istemeyenlerse, sadece son susturucu veya bununla birlikte orta susturucuyu değiştirmekle de yetinebilirler. Ancak bu durumda fazla bir güç artışı sağlamayabilir.

Genellikle paslanmaz çelikten üretilen egzoz sisteminin orijinalinden daha hafif olması da performans severler için bir avantaj sayılabilir.


Otomobil aydınlatmasının tarihçesi

Yazan: SunGate Tarih: Mar 17th, 2008 | Kategori:: Genel

Otomobil aydınlatmasının tarihçesi şöyledir:

1908… Otomobilde dinamonun kullanılmaya başlanması ile birlikte elektrikli ampuller de kullanılmaya başlandı. Bu ampullerin en kötü yanı aniden ve sıkça bozuluyor olmasıydı.
Farda ışığı yola direkt olarak yansıtan parabolic aynalar kullanılıyordu. Işığın dağılımı o kadar kötüydü ki, geceleyin karşılaşan iki otomobilden biri durmak zorunda kalıyordu.
1917… Özel kaplamalı metal reflektör ve yeni ampul soketlerinin kullanılmaya başlanması. Bu reflektörlerde daha gelişmiş odaklama ayarları yapılabiliyordu.
1919… Kısa ve uzun far için ayrı reflektörler kullanılmaya başlandı. Bu düzenleme ile birlikte ışığın dağılımı sorunu da kısmen çözülmüş oldu.
1925… Kısa ve uzun far ışığının aynı reflektörde üretilmesi için yapılan çalışmalar sonuç vermeye başladı. Böylece maliyet daha da azaltılabilecekti.
1926… Stop lambası kullanılmaya başlandı.
1931… Ön sis farı kullanılmaya başlandı. Sis farı özel optik yapısı ile kısa farın aksine yüzeyi aydınlatıyor, ışığın siste geri yansımasını engelleyebiliyordu.

1945… Asimetrik ışık deseninin kısa farlarda kullanılmaya başlanması ile yolun sağ tarafına daha fazla ışık yansıtılması sağlanarak karşıdan gelen trafiğin üretilen ışıktan rahatsız olması engellendi.
1948… Statik viraj farı ilk defa Tucker Torpedo’da kullanıldı.
1958… BM Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE), otomobil aydınlatmasının üye ülkeler tarafından uyulması gereken tüm standartlarını belirledi.
1962… Otomobil aydınlatmasında kullanılan ilk halojen ampul olan H1 üretildi.
1966… Arka sis farı kullanılmaya başlandı.
1967… H3 ampul üretildi.
1971… H4 ampul üretildi.
1974… 3. stop lambasının gerideki sürücüyü daha iyi uyardığı bir psikolog tarafından keşfedildi.
Elektrikli far seviye ayarlama mekanizması kullanılmaya başlandı.
1983… Elipsoidal far üretildi.
1988… Free form far üretildi.
1992… Xenon far ilk defa BMW 7 serisinde kullanıldı.
H7 ampul üretildi.
LED’li 3. stop lambası ilk defa BMW 3 Cabrio’da kullanıldı.
1993… Şeffaf ön camlı free form far üretildi.
1994… Daha gelişmiş aydınlatma sistemlerinin geliştirilmesi için üye firmalar Eureka E!1403 projesi altında çalışmalara başladılar.
1997… Mavimsi ışık veren ampuller ve Xenon gazı içeren yüksek performanslı halojen ampuller üretildi.
1999… H8, H9, H11 ampulleri üretildi.
2000… Bi-Xenon far ilk defa Saab 9.5 serisinde kullanıldı.
2002… Eureka E!1403 projesine bağlı olarak statik ve dinamik viraj farlarının çalışmaları hız kazandı.
LED’li far geliştirme çalışmaları hız kazandı.
2003… Viraj farları Avrupa ülkelerinde kullanılmak üzere onay aldı.
LED’li park ve gündüz sürüş farı (DRL) ilk defa Audi A8′de kullanıldı.
Statik ve dinamik viraj farı ilk defa Opel Signum’da birlikte kullanıldı.
2005… Yasal yeterliliğe sahip ilk LED’li kısa far prototipi üretilmiştir…


Otomobilin Doğuşu

Yazan: SunGate Tarih: Mar 17th, 2008 | Kategori:: Genel

Otomobilin Doğuşu KraLtuning Araştırdı

Yaşadığımız dünyadaki en önemli teknoloji ürünlerinden biri otomobillerdir şüphesiz. İcat edildikleri zamandan bu yana teknolojinin gelişmesiyle birlikte hep daha yeni, daha farklı şekillerle çıkmıştır karşımıza. Amaç hep en iyisini üretmek oldu belki de, hep bu amaçla çalışıldı, ama her yeni otomobilin ardından daha iyisi geldi. Bir noktadan sonra ise otomobil çeşitleri, modelleri, özellikleri ve aksesuarları takip edilmez bir şekilde çeşitlendi. Görünüşündeki ihtişam, kullanımındaki konfor ve sahip olmanın verdiği güç duygusuyla, kısa zamanda ihtiyaçtan öte insanların hayallerini süsleyen bir unsur haline geldi.
İnsanoğlu otomobili icat edene kadar pek çok aşamadan geçti. Daha teknoloji diye bir olgunun var olmadığı, insanların doğayla mücadele içinde oldukları bu dönemde, hayat şartlarını kolaylaştırmak için binek hayvanları kullanılıyordu. Ardından, insanoğlunun yaşamını kolaylaştıracak, insanlık için oldukça önemli olan tekerlek icat edildi. Tekerlek ilk önce binek hayvanlarıyla kullanıldı. Daha sonra ise tekerlek yardımı ile at arabaları, kızaklar ve tarımda kullanılabilecek çeşitli araçlar elde edildi. Artık insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan; tarım, taşımacılık, göç gibi ihtiyaçlarını gerçekleştirmek daha kolay hale gelmişti.
İhtiyaçlarını gidermede kolaylık sağlaması amacıyla yapılan bu araçlar kısa zamanda insanların hayatlarının önemli bir parçası haline geldi. Artık bu araçlar, insanoğlunun hayatla mücadelesine kolaylık sağlamanın yanında bir lüks, hatta ihtişamıyla gücün simgesi oldular.
Zamanın imparatorları, devlet adamları hep bu araçlarla çıktılar halklarının karşısına ve güçlerini pekiştirdiler. Bu dönemde binek hayvanlarına bile sahip olamayan insanlar, tabii ki bu araçlara da ulaşamadılar ve zamana karşı verilen mücadelede gücü doğadan alıp, insanlara veren at arabaları, zenginlerin kolaylıkla ulaşabilecekleri lüksü simgeleyen araçlar haline geldi.
Tarih boyunca her zaman ihtiyaçlar, yeni buluşları ortaya koydu. Binek hayvanlarının kullanımını kolaylaştıran at arabaları zamanla ihtiyaçları gidermede yetersiz kaldı ve daha iyiye ulaşma çabasıyla ilk bisiklet yapıldı. İki tekerlekli bisikletten sonra, hızla üç tekerliye geçildi. Sanayi Devrimi ile her alanda makine kullanımı yaygınlaştı, yeni buluşlar yapıldı. Buhar gücü kullanılmaya başlandı ve ilk olarak buhar gücüyle kullanılan makineler yapıldı. Buhar gücüyle kullanılan makineler, tekerli arabalara uygulandı. İlk buharlı araba, 1770 yılında Cugnot tarafından yapıldı. Böylece otomobilin icadında ilk adım atılmış oldu. Ardından da hızla motorlu taşıtlara geçildi. Böylece hız kazanan teknoloji, insanları da beraberinde götürmüş, artık onlara da hız kazandırmıştı.
”Hız Kesmeyen” Teknoloji
Hızlanan çalışmalar sonucu ilk motorlu taşıt 1885 yılında Alman Karl Benz tarafından yapıldı. Yapılan taşıt, dönemin özelliklerini taşıyordu ve sadece iki kişilik bir bisiklet biçimindeydi. Yaklaşık bir yıl sonra Gottlieb Daimler motoru atlı arabalara monte etti.
Ulaşılan bu sonuçlardan sonra çalışmalar hızlanmıştı ve klasik tip araba icadı fazla gecikmedi. 1891 yılında, Fransız Rene Levassor bilinen ilk klasik tip arabayı icat etti. 2000’li yıllara yaklaştıkça her an etrafımızda görebildiğimiz bu araçlara insanlar o dönemde o kadar yabancılardı ki, önden giden bir kişi elinde bayrak sallayarak taşıta yol açıyordu.
Sonunda insanların hayatına hız kazandıracak olan icat yapılmış, dört tekerli araç hayatlarına girmişti. Bu icat yeryüzündeki hareket olgusunu doğadan alıp insana vermişti.
Artık amaç daha güçlü bir motor, daha hızlı ve gösterişli arabalar üretmekti. Teknolojinin gelişimi bunu da beraberinde getirdi. Artık üretilen her otomobil bir öncekinden daha üstün özelliklere sahipti.
Motorlu taşıtların icat edilmesiyle birlikte insanlarda başlayan hız tutkusu, beraberinde otomobil yarışlarını da getirdi. Otomobil yarışları 1880’lerde benzinle çalışan içten yanmalı motorların geliştirilmesinden sonra başladı. Birkaç yıl içinde ise yarış arabaları üretilmeye başlandı. İlk otomobil yarışı 1895 yılında Paris-Rouen arasındaki 80 kilometrelik mesafede yapılan güvenilirlik denemesiydi.
19.yy’ın sonlarında insanların hayatına giren otomobil, 20.yy ile birlikte insan hayatının bir parçası olmuştu. 1900’lü yıllara gelindiğinde arabalar artık insanların zevklerine hitap etmeye başlamıştı. Genellikle siyah renkte üretilen otomobiller önce çeşitli renklere büründü, 1960’lı yıllarla birlikte ise adeta gücü simgeleyen büyük arabalar üretilmeye başlandı. İlk otomobillerin üretim aşamasında karşımıza çıkan modeller ile otomobil çeşitlerinin artmasıyla karşımıza çıkan modeller arasındaki fark, yapılan çalışmaların hızını ve verilen önemi anlatıyor.
“Devrim”den Sonra…
1960’ yıllara kadar Türkiye’de sadece Amerikan otomobilleri ve bazı Avrupa otomobilleri bulunuyordu. Çünkü otomobilin ithal edilmesi maddi açıdan oldukça zordu. Ama tüm dünyayı saran bu otomobil heyecanı çok geçmeden Türkiye’yi de sardı. Dönemin Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in girişimiyle yerli otomobil fikri ortaya çıktı ve çalışmalara başlandı. Adapazarı Vagon Fabrikası’nda çeşitli otomobillerden alınan parçalarla “Devrim” adında bir otomobil yapıldı. Devrim, çalışmalarının aceleyle yapılması nedeniyle resmi geçit sırasında yolda kaldı ve ilk yerli otomobili üretmenin heyecanıyla başlanan çalışmalar burada son buldu.
Başarısızlıkla sonuçlanan ilk çalışmaların ardından Vehbi Koç’un da girişimleriyle yeni bir proje hazırlandı. Bu sefer Türkiye’nin ilk yerli otomobili üretime hazırdı. 1967 yılında, Türkiye’nin ilk yerli otomobili Anadol sokakları arşınlamaya hazırdı. Bu ilk yerli otomobil, 1100 motorlu, 4 vitesli bir otomobildi. Anadol’ un iki ve dört kapılı olmak üzere iki modeli üretilmişti. Yapıldığı dönemde kaportasının zayıflığı nedeniyle tartışma konusu olan Anadol 2000’li yıllara kadar dayanarak herkesi şaşırtmıştır. Türkiye’de sanayileşmenin ve dışa açılmanın ilk yıllarında ticaretin gelişmesiyle özellikle küçük esnafın kamyonete gereksinim duymasıyla Otosan, Anadol Kamyonet üretimine geçti. 1980’li yıllarda Anadol’lar kamyonete dönüştü. Bu durum kısa zamanda ilk yerli otomobilin üretiminin azalmasına sebep oldu.
Türkiye’de, Anadol’un gördüğü ilgiden sonra 1971 yılında Renault marka otomobiller de üretilmeye başlandı. Türkiye’nin coğrafi şartlarına uygunluğu nedeniyle kırsal kesimde yaygın olarak kullanılan bu otomobil, zamanla ülkemizde en yaygın kullanılan otomobil haline geldi. Renault otomobilleri üretime başlandığı 1903’lü yıllardan sonra oldukça farklılık gösterdi. Bu farklılığı 1903 ile 1962 yıllarındaki modeller arasında belirgin şekilde görebiliyoruz. Üretildiği dönemde sahip olduğu aksesuarlar, motor gücü ve diğer özellikler nedeniyle daha çok gezinti ve davetlerde kullanılmaya müsait görünen Renaultlar, 1962 yılında güçlendirilmiş motoru, daha modern hale getirilmiş kaportası ve aksesuarlarıyla kullanıma ve uzun yola dayanıklı görünümüyle karşımıza çıkıyor.
Asla “En İyisi” Olmayacak Otomobiller…
Her zaman daha iyisini üretmek amacıyla yapılan çalışmaların sonucunda ortaya çıkan modeller, otomobilin zaman içinde geçirdiği aşamaları ortaya koyuyor. Tekerleğin icadıyla başlayan macera, at arabalarına takılan buharlı makinelerle hız kazandı ve motorlu taşıtların icadıyla hayal bile edilemeyecek bir aşamaya ulaştı. Üretilen her yeni modelle birlikte biraz daha ulaşılmaz oldu otomobiller; ama yine de her zaman birçoğumuzun hayallerini süslemeye devam ettiler. Otomobil sahibi olmak, hayatımızdaki pek çok amaçtan biri oldu, hatta hepimiz birer otomobil tutkunu olduk. Otomobiller hakkında teknik anlamda bilgiye sahip olmasak bile, bu onlarla ilgilenmemize engel olmadı ve hepimizin zevkine uygun bulduğu bir model hep oldu. Farklı bir amaçla çıkılmıştı yola, belki de hayatı biraz daha kolaylaştırmak, zamana karşı yarışta hız kazanmak…Şimdiyse bu yarış; otomobil üreticileri, firmalar ve belki de asla “en iyisi” olmayacak otomobillere sahip olmaya çalışan insanlar arasında yaşanıyor.