<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sohbet ve Eglencenin Yeni Adresi &#187; Kulak Burun Bogaz</title>
	<atom:link href="http://www.asigul.com/tag/kulak-burun-bogaz-kbb/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.asigul.com</link>
	<description>Sohbet Arkadaşlık Sağlık Oyun Ruya tabiri</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Nov 2009 02:16:58 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<meta xmlns="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex,follow" />
		<item>
		<title>Burun Hastalıkları</title>
		<link>http://www.asigul.com/burun-hastaliklari/</link>
		<comments>http://www.asigul.com/burun-hastaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:26:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SunGate</dc:creator>
				<category><![CDATA[Burun Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Burun Bogaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[
Burun Hastalıkları
Kulak, boğaz, burun uzmanlık dalı kapsamına giren burun hastalıkları, burun derisinin fazla alkollü içki kullananlarda görülen ve yağ bezlerinin büyümesi sonucu yer yer kabartılı bir görünüme yol açan rinofima hastalığından, burnun iç zarının yangılarına dek birçok hastalıkları ve bozuklukları kapsar.
Tıp dilinde rinit denilen burun yangıları alerjik, atrofik (burun mukoza zarının körelmesi), mantara bağlı, virüs [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Burun Hastalıkları</strong></span></span></p>
<p>Kulak, boğaz, burun uzmanlık dalı kapsamına giren burun hastalıkları, burun derisinin fazla alkollü içki kullananlarda görülen ve yağ bezlerinin büyümesi sonucu yer yer kabartılı bir görünüme yol açan rinofima hastalığından, burnun iç zarının yangılarına dek birçok hastalıkları ve bozuklukları kapsar.<span id="more-150"></span></p>
<p>Tıp dilinde rinit denilen burun yangıları alerjik, atrofik (burun mukoza zarının körelmesi), mantara bağlı, virüs ve bakterilerin etkisiyle oluşmuş rinitler olarak çeşitli türlere ayrılırlar. Burun boşluklarının iç yüzeyini döşeyen mukoza zarın ufak bir kesecik meydana getirecek şekilde uzaması sonucu oluşan burun polipleri, eğer boynuzcukların üstünde meydana gelmişlerse, yerinden alındıktan sonra genellikle yeniden oluşmazlar. Buna karşılık burun sinüslerinde oluşanların yeniden belirme olasılığı yüksektir. Orta boynuzcuğun arka bölümünde oluşan ve Ewing’in epitelyum papilomu denilen polip, zamanla kötü bir ur şekline dönüştüğünden Özel bir önem taşır.</p>
<p>Burun ve kemik boşlukları (sinüsler) urları, genellikle birlikte ele alınırlar. Burun deliklerinde, deri ile mukoza zarının birleştiği yerde oluşan bazal hücreli urlar ve burun bölmesinde oluşan damar uru olan anjiyom, en sık görülen urlardır. Bu urlar genellikle burun kanamasına yol açarlar. Burun bölmesinden oluşan anjiyomların kesilip alınmasından sonra, çıkarıldıkları alandaki kıkırdak bölmenin de elektrikli bir aygıtla dağlanması gerekir.</p>
<p>Dev hücreli urlar, kemikleşen fibromlar ya da sarkomlar, burun ve sinüslerin kötü urlarıdır. Bunlar hızla büyüyerek sinüsleri, burun boşluklarını tıkarlar. Bazen damakta tükürük bezlerini andıran yapıda bir ur oluşur ve burun sinüs boşluklarına kadar uzanır. Karmaşık urlar denilen bu burun urları, tükürük bezlerinden oluşan ve mikroskobik yapıları açısından bunlara benzeyen urlardan daha tehlikelidirler. Burnun mukoza zarından oluşan epitel hücreli urlar yavaş gelişmekle beraber, kötü gelişim gösteren urlardır.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asigul.com/burun-hastaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Yangısı</title>
		<link>http://www.asigul.com/burun-yangisi/</link>
		<comments>http://www.asigul.com/burun-yangisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:26:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SunGate</dc:creator>
				<category><![CDATA[Burun Yangısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Burun Bogaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[
Burun Yangısı
Genellikle burunda sulu, akışkan ya da mukus ve akışkanlığı az bir akıntı oluşmasına yol açan yangı; virüsler bakteriler ya da alerjik tepkilere yol açan etkenler tarafından oluşturulur. Burun akıntısına tıp dilinde rinore denilir. Burun yağısına ise rinit adı verilir. Burnun iç yüzeyini kaplayan mukoza zarının yangı sonucu şişmesi, buruna açılan ve sinüs denilen kemik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Burun Yangısı</strong></span></span></p>
<p>Genellikle burunda sulu, akışkan ya da mukus ve akışkanlığı az bir akıntı oluşmasına yol açan yangı; virüsler bakteriler ya da alerjik tepkilere yol açan etkenler tarafından oluşturulur. Burun akıntısına tıp dilinde rinore denilir. Burun yağısına ise rinit adı verilir. Burnun iç yüzeyini kaplayan mukoza zarının yangı sonucu şişmesi, buruna açılan ve sinüs denilen kemik boşluklarının deliklerini de tıkayabilir. Bu durumda sinüzit, yani bu kemik boşluklarının yangısı oluşur.<span id="more-148"></span></p>
<p>Saman nezlesi alerjik bir burun yangısıdır. Hasta, özellikle ilkbaharda havada uçuşan çiçek tozlarını koklayınca. sürekli olarak hapşırmaya başlar, burun mukoza zarı şişip kızarır, burnu akar. Bu durumun giderilmesi için, hangi çiçeğin tozuna karşı alerji bulunduğu saptanır ve hasta bu tozun gittikçe yoğunlaşan eriyiklerinin şırınga edilmesi yöntemiyle tedavi edilir.</p>
<p>İtalya’da 1971′de piyasaya sunulmuş olan disodyum kromogiikat adlı bir maddenin bu hastalıkta koruyucu bir etki gösterdiği ileri sürülmektedir. Perennial rinit ev tozlarına, evcil hayvanların tüylerine karşı oluşan alerjik bir burun yangısıdır. Vazomotor rinit ise. daha çok psikolojik etkenlerle oluşan bir burun yangısıdır.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asigul.com/burun-yangisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gırtlak Kanserleri</title>
		<link>http://www.asigul.com/girtlak-kanserleri/</link>
		<comments>http://www.asigul.com/girtlak-kanserleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:25:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SunGate</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gırtlak Kanserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Burun Bogaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[
Gırtlak Kanserleri
Gırtlakta ve yutak-gırtlak bölgesinde gelişen kanserler ses, solunum ve yutma üzerinde genellikle erkenden etki gösterir. İki önemli hayati fonksiyonu, yani solunumu ve beslenmeyi, er veya geç engellemeye başlar. Bu kanserlerin lenf düğümlerine yayılma eğilimi büyüktür; metastaz yoluyla boyun lenf düğümlerine yerleşen kanserlerin tedavisi ise çok güçtür.
1945-1950 Yıllarına kadar bu kanserlerin tedavisi cerrahi olarak sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Gırtlak Kanserleri</strong></span></span></p>
<p>Gırtlakta ve yutak-gırtlak bölgesinde gelişen kanserler ses, solunum ve yutma üzerinde genellikle erkenden etki gösterir. İki önemli hayati fonksiyonu, yani solunumu ve beslenmeyi, er veya geç engellemeye başlar. Bu kanserlerin lenf düğümlerine yayılma eğilimi büyüktür; metastaz yoluyla boyun lenf düğümlerine yerleşen kanserlerin tedavisi ise çok güçtür.<span id="more-146"></span></p>
<p>1945-1950 Yıllarına kadar bu kanserlerin tedavisi cerrahi olarak sadece gırtlaktaki kanserli kısmın ve boyun lenf düğümlerinin kısmen veya tamamen çıkarılması ve röntgen tedavisi (X ışınları) uygulanması şeklindeydi.</p>
<p>Antibiyotiklerin ortaya çıkışı enfeksiyonları tamamen önlediğinden, gırtlak ameliyatlarının komşu organlara, özellikle yutağa kadar ulaşmasını mümkün kıldı. Anestezi ve canlandırma metotlarının gelişmesi, ameliyatın tehlikelerini azalttı ve fazlaca zayıf düşmüş kimselerde bile çok uzun süreli ve hırpalayıcı ameliyatları mümkün kıldı.</p>
<p>Başka bir deyişle canlandırma ve özellikle antibiyotik tedavisi, bugüne kadar tedavi edilemez sayılan urların çıkarılmasını ve ameliyatın başarıyla sonuçlanmasını sağladı. Her zaman görülen enfeksiyonların önlenmesi imkânı kısmi ameliyatlarda başarı oranını artırdı. Cerrahi bakımdan elde edilen bu ilerlemelerin yanı sıra yüksek enerjili radyasyonlar (telekobaltoterapi, elektron hızlandırıcılar) klasik X ışınlarından çok daha etkili oldu.</p>
<p>Bu alanda her gün yeni başarılar elde edilmektedir. Kanser tedavisinde son yıllarda üçüncü bir savaş aracı daha bulundu: kanserli hücrelerde mitoz bölünmeyi önleyici kimyasal tedavi (antimitotik tedavi). Besleyici atardamarların içine ilâç şırınga ederek kanser uruna ilâç emdirmek usulü, gırtlak-yutak bölgesi kanserleri bakımından simdi terk edilmek üzere olan bir tedavi şeklidir. Buna karşılık gittikçe gelişmekte olan çok yönlü kimyasal genel tedavi ilerisi için ümit verici bir tedavi yolu olabilir.</p>
<p>Bu tedavi yollarından (cerrahi, ışın tedavisi, kimyasal tedavi) en iyi sonuç verebilecek olanı seçmek gerekir. Bu usuller birbirine zıt değildir; hastaya her türlü yaşama şansını sağlamak amacıyla ahenkli bir şekilde birlikte kullanılmaları gerekir. Başlangıçta kötü kullanılan bir tedavi düzeltilemeyecek başarısızlıklara yolaçabilir. Fonksiyon bakımından ortaya çıkacak sakıncalar dikkate alınmamalıdır; önemli olan şifa sağlamaktır.</p>
<p>Aslında hastalar sesi bozmayan bir ışın tedavisini, sesi sakatlayıcı ameliyatlara tercih ederler (ama bugün ses tellerinin sakatlanması pek önemli değildir; çünkü yemek borusunun eğitimi ile konuşmayı kısa zamanda elde etmek mümkündür). Bütün kanser olayları ışın tedavisiyle iyileştirilemez.</p>
<p>Tedavinin şekline karar vermek tam bir anlayış ve bilgi meselesidir. Buna karar verirken kanserin şekline, yayılıcı, yaralı veya üreyici olup olmadığına, yerine ve yaygınlığına, lenf yollarına yayılma eğilimine, lenf şişlerinin varlığına ve büyüklüğüne, hastanın yaşına dikkat etmek gerekir. Bazı gırtlak içi kanserlerinde, telekobaltoterapiden olduğu kadar sesi sakatlayamayan kısmi ameliyatlardan da yararlanılabilir.</p>
<p>Bazı yutak-gırtlak kanserleri sadece telekobaltoterapi ile iyileşebildikleri gibi, ses fonksiyonunu sakatlamamak şartıyla yapılan kısmi bir yutak-gırtlak ameliyatı, aynı zamanda boyun lenf düğümlerinin çıkarılması ve ardından telekobaltoterapiye yer verilmesiyle de iyileştirilebilir. Lenf düğümlerine kadar yaygın bazı gırtlak kanserleri tüm gırtlağın, yutağın bir kısmiyle birlikte, hattâ bazen tüm yutakla birlikte çıkarılmasını, lenf düğümlerinin tümünün alınmasını ve ardından kobalt tedavisi yapılmasını gerektirebilir.</p>
<p>Tedavi edici dozlara (X ışınları veya kobalt) rağmen yeniden depreşen kanserler ancak ameliyatla iyileşebilir. Bu ameliyatlarda zorunlu olarak gırtlağın tamamı, veyahut kısmen yutakla birlikte gırtlağın, lenf düğümleriyle beraber veya onlara dokunulmadan çıkarılması gerekir.</p>
<p>Fakat ne yazık ki ışın tedavisinden sonra yapılan bu ameliyatlar çok zordur; çünkü ayrım çizgileri bozulmuş, dokular sertleşmiştir: bu yüzden ameliyat kötü izler bırakır, deri dikişleri bitişmez, boyun dokuları, hattâ şahdamarlar kangren olabilir.</p>
<p>Kimyasal tedavi ise, bugünkü durumda sadece bir destek tedavisinden başka fayda sağlamaz; ancak, hastayı ameliyata hazırlamağa, çok çabuk ilerleyen bir kanseri frenlemeğe, ışın tedavisine yardımcı olarak, depreşmeyi önlemeye yarar; nihayet hiç bir çaresi kalmayan kanserlerde son çare olarak kullanılır. Bugünkü durumda kanser hakkındaki bilgilere göre, bu yutak-gırtlak kanserlerinde yegâne tedavi çaresi ameliyat ve radyoterapidir. Bu iki metodu mümkün mertebe birlikte kullanmalı, hiç bir zaman birbirine zıt saymamalıdır.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asigul.com/girtlak-kanserleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Guatr</title>
		<link>http://www.asigul.com/guatr/</link>
		<comments>http://www.asigul.com/guatr/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:25:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SunGate</dc:creator>
				<category><![CDATA[Guatr]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Burun Bogaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=144</guid>
		<description><![CDATA[
Guatr
Boynun ön kısmında bulunan kalkanbezinin (tiroit) büyüyüp şişmesi. Kalkanbezi, damarları bol bir iç salgıbezidir. Başlıca görevi tiroksin ve buna ilişkin birtakım hormonlar salgılamaktır. Tiroksin vücut metabolizmasını düzenleyen bir basit hormondur. Bundan ötürü kandaki tiroksin oranı önemlidir. Gerek bu oran, gerek tiroksinin salgılanması, sempatik sinirlerle tireotrop hormonun denetimi altındadır. Tireotrop hormon, kanda tiroksin oranı düştüğü zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Guatr</strong></span></span></p>
<p>Boynun ön kısmında bulunan kalkanbezinin (tiroit) büyüyüp şişmesi. Kalkanbezi, damarları bol bir iç salgıbezidir. Başlıca görevi tiroksin ve buna ilişkin birtakım hormonlar salgılamaktır. Tiroksin vücut metabolizmasını düzenleyen bir basit hormondur. Bundan ötürü kandaki tiroksin oranı önemlidir. Gerek bu oran, gerek tiroksinin salgılanması, sempatik sinirlerle tireotrop hormonun denetimi altındadır. Tireotrop hormon, kanda tiroksin oranı düştüğü zaman hipofiz bezinin ön lobundan salgılanan hormondur.</p>
<p>Guatrların fizyolojik sınıflandırılması kalkanbezinin salgıladığı tiroksin düzeyine göre yapılır. Basit guatrda (buna andemik guatr ya da nontoksik guatr ya da kolloit guatr da denir) bez genellikle ötiroittir yani normal miktarda hormon salgılar. Hipertiroidizme bağlı olan guatrlar da vardır. Bunlarda bez fazla hormon salgılar. Bu duruma tirotoksikoz hastalığı ya da Hashimoto hastalığı denilir. Hipotiroidizm ise kalkanbezinin çok az hormon salgıladığı durumdur; özellikle miksödem hastalığında bu durum görülür.<span id="more-144"></span></p>
<p>En yaygın olan tür basit guatrdır. Yapılan tahminler dünyada aşağı yukarı 200 milyon kişide bu hastalığın olduğunu göstermektedir. Basit guatrın başlıca nedeni, kalkanbezinin tiroksini gerekli düzeyde tutabilmek için kandan yeterince iyodür alamamasıdır. Bu nedenle hipofiz bezi harekete geçerek tireotrop hormon salgılamaya başlar ve kalkanbezi genişler. Genişleyen bezden daha çok kan geçer, daha çok iyodit çıkar ve tiroksin düzeyi normale döner. Kalkanbezinin irileşme derecesi iyodürün kandaki düzeyine bağlıdır; zaten alkanbezinin normal büyüklüğü ile normal dışı büyüklüğü arasındaki sınır pek belirli değildir. Toprağı iyodür bakımından fakir olup dışarıdan da az besin getirtebilen pek çok fakir ülkede kandaki iyodür düzeyi düşüktür. Çünkü buralarda besinlerde çok az iyodür vardır. Bu ülkelerde guatr yaygın bir hastalıktır.</p>
<p>Guatr etkeni olabilen birçok bileşik vardır. Bunlar arasında iki grup büyük önem taşır. Birinci grup inorganik iyonlar, özellikle tiyosinatlar ve perkloratlardır. Kalkanbezi bunları kandan alır. Bu maddeler bezin temizleme gücü bakımından iyodürle rekabet durumundadır. Bundan ötürü de iyodürün gelişini azaltır ve guatra yol açarlar. Hastaya fazla iyodür verip dengeyi iyodür lehine çevirmekle bu durum giderilir. İkinci grup etken organik bileşiklerden meydana gelir. Bunların etkisi fazla iyotla önlenemez; fazla tiroksin vermek gerekir. İkinci grup en çok besinlerde, birinci grup ise alman kimyasal maddelerde toplanmıştır.</p>
<p>Basit guatrın iyodür verilerek tedavisi, doğrudan doğruya değilse bile, dolaylı olarak, hastalığın kendisi kadar eskidir. Guatr, varlığı M.Ö. 2700 yılında Çinliler tarafından saptanmış bir hastalıktır. Yine çok eski Çin kitaplarında guatra karşı deniz yosunu ve hayvan kalkanbezi yenmesi öğütlenmektedir. Yunanlılar deniz tuzunu, İngilizler ise XVIII. yüzyılda yanmış süngeri kullanmışlardır. Bunların hepsi etkili olmuş yollardır. Günümüzde ise en çok kullanılan ilaç Lugol eriyiğidir. Lugol eriyiği iyot ile potasyum iyodür eriyiği karışımıdır. Bu karışım her gün ağızdan ufak dozda alınır. İsviçre’de yapılan bir denemenin başarısından sonra birçok ülkede sofrada iyotlu tuz kullanılmakla toplu bir korunma programı uygulanmaktadır. ABD’de son zamanlarda yeni bir yöntem uygulanmaktadır. İyot sıvı yağda eritilmekte ve kas arasına şırınga edilmektedir. Bu, beş yıllık iyot gereksinmesini karşılamaktadır. Bu yolla gerek tedavide gerek korunmada büyük adımlar atılmıştır.</p>
<p>Basit guatrda kalkanbezi görevini normal olarak yapmaya devam ettiğinden bu durumun hastanın görünüşünü çirkinleştirmekten başka bir sakıncası olmadığı düşünülebilir. Ancak unutmamalıdır ki, guatr sonucunda başka birtakım bozukluklar olabilir. Bu nedenle tedavisiz bırakılmamalıdır. Guatr sonucu fibroz, gırtlağın tıkanması ve kalkanbezi kanseri olabilir. Kalıtsal yolla çocuklara zeka geriliği sağır-dilsizlik, delilik geçebilir. Guatrlılarda ölü doğum da görülebilir.</p>
<p>Hipertiroit guatr (buna eksoftalmik guatr ve toksik guatr da denilir) da gözler dışarı doğru fırlamıştır. Kalkanbezi bu çeşit guatrda yalnız irileşmekle kalmaz, etkinliği de fazlalaşır. Bunun sonucunda hastanın metabolizması yükselir; iştahı açılır; daha sonra zayıflama görülür; kalp atışı hızlanır; solunum zorlaşır; korku ve zihin bozuklukları ortaya çıkar. Bir zamanlar tehlikeli olan bu hastalık, bugün kolay teşhis edilip antitiroit ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu ilaçlar bezin salgılamasını azaltır. Kötü sonuçlara ulaşan toksik guatra . pek az rastlanmaktadır.</p>
<p>Hipotiroit guatr (miksödem de denilir) bir öncekinin hemen hemen tersidir. İrileşmiş olan kalkanbezim’n etkinliği yeterli değildir. Hasta tiroksin eksikliğinden sıkıntı çeker. Metabolizma düşer; zihin çalışması ağırlaşır; fiziksel etkinlik yavaşlar. Yüz ve gözkapakları şişer; dudaklar kalınlaşır; dil irileşir. Deri solgundur; saç yumuşaklığını kaybeder. Nabız atışı azalır. Tansiyon düşer. «Sümüksü ve şişkin» anlamına gelen miksödem sözcüğü derinin bu hastalıktaki durumunu gösterir. Kansızlık da olabilir. Hiperkarotenemi ve A vitamini yokluğu görülür; çünkü karoteni A vitaminine dönüştürmek için tiroksine gerek vardır.</p>
<p>Her yaşta olabilmekle beraber, miksödem menopoz dönemindeki kadınlarda yaygındır. Hashimoto hastalığının veya süreğen basit guatrın bir sonucu olabilir. Bir çeşit akıl hastalığında (kretinizm) kalkanbezi şişmeden, yani guatr olmadan da hipotiroidizm yani kalkanbezi etkinliği azlığı görülebilir. Aynı duruma atiroit kimselerde de rastlanır. Kretinizmin guatrlı bir çeşidi de vardır. Tedavi her gün ufak dozda verilen tiroksinle yapılır; sonuç çoğu zaman olumludur.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asigul.com/guatr/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geniz eti, bademcikten tehlikeli</title>
		<link>http://www.asigul.com/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli/</link>
		<comments>http://www.asigul.com/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:24:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SunGate</dc:creator>
				<category><![CDATA[bademcikten tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[Geniz eti]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Burun Bogaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[
İSTANBUL &#8211; Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">İSTANBUL &#8211; Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik iltihaplarında olduğu kadar tanının kolay konulamaması” dedi.</span><span id="more-142"></span></p>
<p>Halk arasında geniz eti olarak bilenen “adenoid” dokusu ile ilgili büyüme ve iltahaplanma sorunları özellikle 3 ile 7 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Büyüyerek burun boşluğunu arkadan tıkayan geniz eti sorunları genellikle kendisini inatçı burun tıkanıklığı, ağzın sürekli açık kalması ve horlama gibi belirtilerle gösteriyor.</p>
<p>Geniz etinin bademcikten daha tehlikeli olduğunu belirten Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Geniz eti tıpkı bademcikler gibi vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır. Üst solunum yolunun savunmasında rol oynayan geniz etinin bademcikten en önemli farkı çok büyük olması halinde çocuk burun boşluğunu tıkamasıdır. Ancak her burun tıkanıklığı da geniz etine bağlı değildir. Endoskopik muayene ile ayırıcı tanı yapmak gerekir” dedi.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KESİN TANI İÇİN ENDOSKOPİK MUAYENE GEREKİYOR </strong></span><br />
Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, uykuda solunum durmalarına, kulak iltihaplarına, çocuk sinüzitlerine, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara da yol açabilen büyük geniz etlerinin iltihaplanarak enfeksiyonlara da yol açtığını belirtti.</p>
<p>Geniz eti iltihaplarında yaşanan en büyük sorun ise bademcik iltihaplarındaki kadar kolay tanı konulamaması olduğunu belirten, Doç. Dr. Şerbetçi, “Bademcikte iltihaplanmalara neden olan mikropların ve bunlar arasında özel önem taşıyan beta mikrobunun yol açtığı iltahaplanmalarda teşhis gözle muayenede ve boğaz kültürlerinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Ancak geniz bölgesinin gözle görülememesi ve boğaz kültürü alınırken genize ulaşılamaması nedeniyle geniz eti iltihapları atlanabiliyor ve tedavi eksik kalabiliyor. Oysa örneğin beta streptokoklar bademcikleri hastalandırmadan sadece geniz eti iltahabı da yapabiliyor ve bu durumda sadece boğaz muayenesi ve kültürü yapıldığında hastada gerçek sebep saptanamamış oluyor” diye konuştu.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> ENDOSKOPİ ÇOCUĞUNUZU KORKUTMASIN </strong></span><br />
Çocuklarda geniz bölgesinin endoskopik muayenesinin doğru tanıyı koyabilmek açısından çok önemli olduğunu dile getiren Doç. Dr. Şerbetçi, “bademciklerin değil sadece geniz etinin iltihaplanabildiği durumlar da var ve özellikle bu durumlarda geniz bölgesinin görülebilmesi ayırıcı tanıda ve doğru tedavide gerekli oluyor. Böyle durumlarda kesin tanı için endoskopik muayene oldukça önemli” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Şerbetçi, gerektiğinde yeni geliştirilen çapı 1 milimetre kadar küçük endoskoplar kullanılabildiğini ve deneyimli bir uzmanın eşliğinde çocuk muayenelerinin kolaylıkla yapıldığını ve böylelikle çocuğun endoskopiyi neredeyse hissetmediğini belirtti.</p>
<p>Geniz etinin ayırıcı tanısında hiçbir yöntemin endoskopik muayene kadar üstün olmadığını sözlerine ekleyen Doç. Dr. Şerbetçi, konu hakkında şu bilgileri verdi:<br />
“Yapılan endoskopik muayene ile geniz eti hastalıklarının rahatlıkla hangi evrede ve koşulda olduğu hatasız bir şekilde saptanabiliyor. Bu sayede gereksiz antibiyotik tedavilerinin ve bazen de ameliyatların yapılması engellenmiş oluyor. Ayrıca, endoskopik muayene, antibiyotik gerektiren durumlarda problemin viral üst solunum yolu enfeksiyonu zannedilerek yetersiz tedavi edilmesi riskini de ortadan kaldırıyor ve eğer ameliyat gerektiren bir durum varsa ortaya konabiliyor. Böylelikle geniz etine bağlanabilen kulak gibi diğer komşu organ hastalıklarının tedavileri de kolaylaşmış oluyor.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asigul.com/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
